Vahiy nedir ?

yorumsuz
603 views

Vahiy nedir?

Vahiy; bir bilgiyi, bir işareti muhataba en hızlı ve en kestir­me yoldan ulaştırmak anlamını taşır. Bu ulaştırma işi çeşitli vasıtalarla olabilir.Bu, meselenin filolojik tarafıdır.

Vahyin terminolojik ve dinsel yönüne gelince: Kur’anın tetkikinden anlıyoruz ki; vahiy, Yaratıcı Kudret’in bütün var­lıklara, yaradılış düzenine uygun hareket tarzlarını bildirme yolu ve insanla “konuşma” yollarından biridir.

İlk ve genel şekle göre, Allah, varlıklara hareket tarzlarını vahyetmektedir. Bu anlamda vahiy, yaradılış düzeninin varlık­lar tarafından algılanması ve bu düzene uygun hareketlerin sergilenmesi sistemidir. Vahyin bu kısmı, zorunludur. Bu vah­yin gerektirdiği davranışları icra etmek bir varoluş zorunlulu­ğudur. Burada hürriyet ve irade söz konusu değildir. Kur’an bu tür vahye değinirken göklere, yeryüzüne, hayvanlara vs.’ye gö­revlerinin, hareket tarzlarının vahyedildiğini söyler. Örneğin, Fussılet suresi 12. ayette şöyle deniyor: “Böylece gökleri, ye­di planlı gök olarak kendi zaman ölçüleriyle iki günde düzenledi ve her gök planına, kendisiyle ilgili görevleri­ni vahyetti.”

Nahl suresi 68’inci ayette de şöyle deniyor: Rabbin, bal­ansına şöyle vahy etti: Dağlardan, ağaçlardan ve insan­ların kuracakları kovanlardan kendine evler edin..Zil- zal suresinde, yerzününün şiddetli sarsıntısı anlatılırken şöyle deniyor: “O gün arz, kendi üstünde neler olup bittiğini bir bir anlatacaktır. Çünkü, Rabbin ona böyle yapmasını vahyetmiştir.

İnsan, biraz sonra göreceğimiz vahiy ile beraber, şu ana ka­dar gördüğümüz vahiyden de pay almaktadır. Çünkü; insan da, “sünnetullah” denen İlahî tavır ve tarzın ölçüleri içinde seyre­den bir varlıktır. O da vahyin, sünnetullahı düzenleyen direk­tiflerinden sıradan bir varlık olarak nasipleniyor. Ama, onun muhatap olduğu daha başka bir vahiy türü veya şekli vardır.

Vahyin, “Allah’ın insanla konuşma şekillerin­den biri” olarak nitelediğiniz kısmıyla ilgili neler söyle­nebilir?

Burada kullandığımız deyim, Şûra suresinin 51. ayetinden alınmıştır. Önce o ayeti görelim:

Vahiy nedir ?

“Hiçbir beşer (insan), Allah’la, şu yollar dışında ko­nuşamaz: Vahiy, yahut perde arkasından, yahut Al­lah’ın, bir elçisini gönderip de kendi izniyle dilediğini bildirmesi şeklinde…”

Görüldüğü gibi, Kur’an açık bir surette vahyi, burada, Al­lah’ın insanla konuşma yollarından biri olarak gösteriyor.

ikinci yol olan perde (hicab) arkasından konuşmaya gelin­ce, bu da varlıkta dile gelen İlahî güzellik, hikmet ve düzenin in­san tarafından yorumlanmasıdır. Nitekim, İslam’ın ruhsal eği­tim kurumu olan tasavvufta bütün varlık (masiva) perde ola­rak düşünülmüştür. Varlığın düşünce, sanat ve bilim yoluyla tetkik edilmesi, yorumlanması perdenin arkasındaki Yaratıcı Kudret ile bir yakınlaşma ve diyalogdur. Bu bakımdan biz, Kuran adına şu prensibi her zaman tekrarlamaktayız: Tefek­kür, estetik ve bilimsel faaliyet, Yaratıcı Kurdret’le ko­nuşma ve kucaklaşma arayışının uzantıları, yani en mü­kemmel dua şekilleridir.

Varlık ve oluş, Yaratıcı Kudret’in isim ve sıfatlannın te­cellilerinden, belirişlerinden, açılıp saçılmalarından ibarettir. Bunları değerlendirmek ve anlamlı bir kompozisyona dönüş­türmek, esas olarak Yaratıcı Kudret’i dinlemek veya dinlet­mektir.

Bütün mesele, insanın bu faaliyetini, imanla Allah’a bağla­masına kalıyor. O bağlama işini yapabilen, bütün hayatım bir ibadetler serisi haline getirebilir.

An bal yapar, kobra yılanı zehir. Kobra yılanına bal da ye­dirseniz onu zehire çevirir. Fakat, ne an ne yılan yaptıklarım açıklayamazlar. Çünkü, onun şuurunda değillerdir. Varlık ala­nında, o Yüce Yaratıcı’mn verdiği görevlerin herkes farkında ve şuurunda olmasa da, görevler eksiksiz yerine getirilmektedir, insanı şerefinin burcuna oturtan, bu görevleri, bilinçli olarak yapmasıdır.

Yalnız insan ve elbette kelimenin gerçek anlamıyla insan bu şuursuz ve iradesiz iş işlemenin üstüne çıkmakta, hürriyet alamna girmekte ve bir ’lıür ego” olarak küllî Yaratıcı’mn faa­liyetine katılmaktadır.

İnsan sorumludur ve onun sorumluluğu kozmik bir sorumluluktur. Nevarki, bu anlamda bir sorumluluğu taşı­mak şekil bakımından insan olmakla yerine getirilemez. İnsan suretinde makineler dış etkilerle birer piyon gibi iş görmekte­dirler. Gerçek mânada sorumlu insan ortaya çıktığındandır ki, İlahî emaneti taşıyan hür varlıklar vücut bulur. Kuranın hem ihtiyar (serbest seçim, hürriyet)ı hem cebr (zorunlu olarak yapma)i ifade eden sözlerini, şurada işaret ettiğimiz inceliği dikkate alarak değerlendirmek gerekir.

Şûra suresi 51’de geçen, elçi aracılığıyla konuş­ma hakkında neler söylenebilir?

Bu, şuraya kadar sıraladığımız bireysel diyalog şekilleri­nin aksine, Allah’ın topluluklarla konuşmasıdır. Bu sistem, peygamberlik kurumunu ortaya çıkarmıştır. Ancak şunu unutmamak gerekir: Kuran, burada mucize üslûbuyla bir baş­ka noktaya daha, aynı anda ışık getirmiştir: Elçi aracılığıyla ko­nuşma, vahyin geliş şekillerinden biri olarak da dikkat çeker. Yani, Allah’ın toplumlarla konuşmasına aracı olan resul veya nebi (peygamber), Yaratı^cı’dan aldığı vahiyleri bir elçi aracılı­ğıyla alabilir. Bu elçi melektir.

Görülüyor ki, “elçi aracılığıyla konuşma” ifadesi hem bir kategorik tipi göstermekte hem bir başka kategorik tipin işleyiş tarzlarından birine dikkat çekmektedir.

Vahiy nedir ?

Vahiy bitti mi?

Vahyin kurumsal olanı, yani nübüvvet bitmiştir.

Bunun anlamı, insana artık vahyin denetiminde kurumsal yönetim ve denetim getiren peygamberlerin gönderilmeyeceği­dir.

Yalmz, burada çok dikkatli olmak gerekir. Bizim bu tespiti­miz pozitivist felsefenin anlayışından tamamen farklı bir mâna taşımaktadır. Biz şunu demek istemiyoruz: İnsanlık bir primi­tif devre yaşadı ve bu devrede peygamber denen önderlere ihti­yacı vardı; bilimsel devreye girildikten sonra bu ihtiyaç ve so­nuç olarak da vahye ve dine olan ihtiyaç ortadan kalkmıştır.

Hayır, böyle bir şey yoktur. Bu ihtiyaç ortadan kalkmamış­tır. Bu ihtiyaca cevap veren Kudret, ihtiyacı karşılamak üzere göndereceği ürünleri tamamlamış ve Kur’an adı altında insan­lığa sunmuştur. Yeni ürünler gelmeyecektir. Vahye duyulan ih­tiyaç, son ürünleri toplayan kaynağa başvurularak giderilecek­tir. O kaynakta yeralmayan hususlarda ise insanlık, aklını ye onun ürünlerini kullanacaktır.

Elbette ki, kurumsal olmayan vahyin, yani genel karakter­li ve fert planında ortaya çıkan ilhamsal bilginin akışı hep de­vam edecektir.

Kurumsal olmayan vahiy veya ilhamsal bilgi ile neyi kastediyoruz?

Vahyin devam etmekte olan kısmı, işte budur.

Biz bunu kurumsal vahiyden, yani nübüvvetten ayırmak için ilham kelimesiyle karşılarız.

Kuran dilinin eşsiz üstadı Râgıb el-Isfahânî (ölm. 502/1108), henüz aşılmamış şaheseri el-Müfredât’ta vahiy ola- yınü anlatırken yer verdiği bir hadisle, bu konuya ışık tutmak­tadır. Hz.Peygamber buyuruyor ki: “Vahiy bitmiş, mübeşşirât (Allah’tan müjde ve işaret bilgiler) kalmıştır. Bunlar: Müminin rüyası, ilham, teshir ve menâmdır.” Müfredât yazan, bu hadiste sıralanan vasıtasız bilgi yollanmn tümünü, daha önce gördüğümüz Şûra suresi, 51. ayetin sırala­dığı “konuşma” şekillerinin ilki olan vahiy cümlesi içinde gör­mektedir.

Az önce verdiğimiz hadisteki bilgi yollan üzerinde söylene­cek çok şey vardır. Burada şu kadanna işaret edelim: İlk olarak, müminin rüyasından bahsedilmektedir. Bu, uykuda görülen rüyadan farklıdır. Uykuda görülen rüya hadiste menâm (uy­kuda gelen bilgiler) kelimesiyle karşılanmıştır. Bu bilgilerin beden kaynaklı görüntülerle karıştırılmaması, Kur’an tarafın­dan ihtar edilmektedir. Yani Kuran, Freud ve ekolünden 1400 yıl önce rüyaların vasıtasız bilgi olanıyla bedensel bozuklukla­rın sonucu ortaya çıkan görüntüler halindeki kısımlarım birbi­rinden ayırmıştır. Kuranın Yûsuf suresini dikkatlice okuyan­lar, bunu açıkça görürler.

Hadisteki rüya, Arapça rüyet (görme, görüş) kökünden tü­remiş olup bugünkü parapsikoloji ve metapsişikte kullanılan duru-görü vs.’nin karşılığıdır. Daha ilginci, bu kelime, mümin kelimesine bağlanarak vasıtasız bilgi kabul edilecek bu tip fark edişlerin belirli seviyelere gelmiş kişilerden beklenebileceğine dikkat çekilmiştir.

Hadiste geçen teshir, bizim an ve kobra yılanı örneğimiz­de vurguladığımız içgüdüsel yönlendirme şeklindeki vahiy tü­rüdür.

Sosyal Medyada Paylaş Facebook Twitter Google+

Etiketler:
Eklenme Tarihi: 30 Nisan 2013

Facebook Yorumları

Konu hakkında yorumunuzu yazın