Gümüş Cevşenli Kolyeler
Organikhane
Kısmet Duası,Sevdiğine Kavuşma Duası,Evlenmek Için Dua,Hayırlı Evlilik Duası
Tılsımlı Kutular
Nazardan Korunma
Cevşenli Gümüş Kolyeler
Kısmet Açılması
Kurşun Döktürmek
Tevbe

Tevbe

TEVBENİN YERİ VE ANLAMI

Kuran ve hadisin tetkiki bize gösteriyor ki, ulûhiyetin (tanrılık) temel niteliklerinden biri bağışlamak-affetmek; ubudiyetin (kulluk) temel niteliği ise boyun bükmek, bağış­lanmayı beklemektir. Bunun içindir ki, İslam düşüncesi te­mel kabullerinden birini şu şekilde formüle eder: Tamlık ve mükemmellik duygusu veren ibadetten, noksanlık ve boyun büküklük getiren günah yeğdir.

Bu prensibin esası şudur: Allah’ın yarattıklarıyla (âlemlerle) ilişkisi kahır ve celal ilişkisi değil, lütuf, rahmet ve cemal ilişkisidir. Böyle olunca Allah’ın bu faal yanı rah­met, merhamet, bağış ve affı işletme biçiminde ortaya çıkar.

Bu haliyle İlahî rahmet ve bağış kendiliğinden işler. Ku­lun niyaz ve yalvarışıyla yani Allah’ın lütuf kapısı önünde çö­kerek boyun bükmesiyle ortaya çıkacak af ve merhamet tab­losu ise bu söylediğimizin binlerce kat fazlasıdır. Bu konuyu biz Din ve Fıtrat kitabımızın Fıtrat Dininin Karakteristik­leri bölümünde genişçe incelediğimizden burada detaya gir­meyeceğiz.

Kur’an-ı Kerim ve hadis-ı şerif adına şunu rahatlıkla söy­leyebiliriz: İnsan kaynaklı davranışların Allah’ı en çok sevindireni, kulun Allah’tan af ve rahmet dilemesidir.

En büyük ibadet budur. Bunu ortadan kaldıran tutum ve davranış, dış patenti ne olursa olsun, esasta bir ka­yıp ve talihsizliktir.

Tevbe,Tövbe

Bilmekteyiz ki, varlık, hayat ve oluş Zat-ı Mutlak’ın isim ve sıfatlarının bir zuhuru, açılıp saçılmasıdır. Hayat bir an­lamda İlahî isimlerin (Esmâül Hüsna) bir tecellisi, bir resmi geçididir.

Ve biliyoruz ki, 99 isimden oluşan Esmâûl Hüsna’mn 15 tanesi doğrudan, buna yakın bir kısmı da dolaylı olarak Al­lah’ın af, merhamet, bağış ve rahmetini ifade etmektedir. İş­te ulûhiyetin esas vasfının bağış ve rahmet oluşunun Kur’an­sal delillerinden biri de budur.

Tevbe, bu sınırsız ve sonsuz rahmet okyanusundan ya­rarlanmanın insan tarafından kullanılacak en kestirme, en rahat ve en güvenli yoludur. Tevbe, günah diye andığımız sürçme, sapma ve düşüşlerin de en erdirici telafi yolu .ve Al­lah’ın garantisini taşıyan bir kurtuluş kapısıdır. Bu yolu, Kur’an ve Sünnete Göre Tasavvuf adlı kitabımızın Tev­be bölümüne bazı ilaveler yaparak buraya aktarmakla tanı­tacağız.

Beden su ile temizlenir, gönül gözyaşıyla. Ruhumuzu yı­kamak için de bir “su” lâzım bize. O su, tevbedir işte…

Bütün ruhsal makamların, manevî yükselişlerin temeli olan bir kavram üzerindeyiz Tevbe. Bina için toprak, yaşa­mak için gıda neyse, melekût âlemine yükselmek için tevbe odur.

Kâinat her an ölüp yeniden doğuyor. Ben şu satırları yazmaya başlayalı, bilmem kaç defa yok olup tekrar var edil­dim. Şu andaki ben az önceki ben değilim, şu andaki evren de biraz önceki evren değil.

“O her an yeni bir iş ve oluştadır.” (Rahman, 29) Bu oluş, çok süratli cereyan ettiğinden biz varlığı sürekli görü­yor, hep var sanıyoruz. Yani Cenâb-ı Hakk ın Mümît. (öldü­ren) sıfatından çj)k Muhyî (dirilten) sıfatının belirtilerini seyrediyoruz.

Ölüm, daha yüce bir doğum için atılmış adımdır.

Tevbe,Tövbe

Her doğum, daha öncesine göre bir yükseliştir. Tevbe, kâinattaki bu yükselme ve gelişmenin şuuruna varmak, ona iştirak etmektir. Evet, tevbe bir iştiraktir; ilahi oluşa bir ka­tılmadır. Bu yüzden herkesin tevbe etmesi istenmiştir. Hiç günahı olmayanların da günahsızlıktan tevbe etmeleri istenmiştir. Kur an: “İstisnasız hepiniz Allah’a tevbe edin, ey mü’minler” diyor. (Nur. 31)

Her an bir öncekine nispetle ileri bir aşama olduğuna gö­re, her önceki an için tevbe etmek lazımdır. Şems-i Tebrizî (645/1247) bu inceliği şöyle ifade etmiştir. “İşe her an baştan başlamak lâzımdır.” Hz. Peygamber bunu şöyle dile getiriyor:

“Ben her gün yetmiş defadan çok istiğfar ederim.”

Ebu Ali Dekkak (412/1021) bu hadisi izah ederken di­yor ki: “Allah’ın Elçisi her an yükseliyordu. Bir önceki anı, bir sonrakine göre noksan gördüğünden devamlı istiğfar ha­lindeydi” “Bir günü ötekine eş geçen mümin değildir” hadisi­ni bu nüktenin aydınlığında değerlendirmeliyiz.

Anlaşılan odur ki, sonsuzluk yolunda sürekli yürüyüş, bir anlamda sürekli tevbe halinde oluştur. Çağımızın büyük ilahiyatçılarından biri olan Paul Tillich, bu oluş ve eriş sır­rını ifade ederken şöyle diyor: “Tevbe bir uyanış ve kendine geliştir. Bu uyanış, imanın yöneldiği son realiteye ilişkin şu­urda kayıp veya Örtülmenin söz konusu olduğu halden açık ve aydınlık bir şuur haline geçiştir. Böyle olunca da, tüm ruhsal uyanış ve yükselişlere ilişkin tecrübeler birer tevbe hali olarak görülmelidir.” (Tillich, Dynamics of Faith, 124)

Kısacası, her boyut değiştirme bir uyanış ve doğuş­tur ve her uyanış ve doğuş bir tevbedir.

Hiçbir insan tevbe ihtiyacı dışında kalamaz, dedik. Bu­nun anlamı nedir? Bize, istisnasız hepiniz tevbe edin, deni­yor. Yani herkes tevbeden faydalanacaktır. Günahlı güna­hından kurtularak, günahsız, bir derece daha ileri giderek. Çünkü tevbe, kâinatın ruhuna yaklaşmaktır. Böyle bîr gay­ret bizi, bulunduğumuz makam ne olursa olsun, yüceltir. Tevbeyi sadece günahkârların yapacağım sanmak büyük ha­tadır. Günahkârlar daha önce ve daha çok tevbe etmeli, ama sadece onlar değildir tevbe etmesi gerekenler. Herkes her za­man tevbe etmek zorundadır. Bu, kulluğun bir gereğidir. Mücâhid b. Cebr (1017719) şöyle der: ‘Sabah, akşam tevbe etmeyen zalimlerdendir.”

Kimi günahına tevbe eder (Sehl, Cüneyd), kimi gafletine tevbe eder (Zünnûn el-Mısrî), kimi bütün mâsivaya (Al­lah’tan gayn her şeye) tevbe eder (Nuri), kimi ibadetlerine güvenmiş olduğunun farkına varıp buna tevbe eder (Kuşeyri), kimi de bizzat tevbesine tevbe eder (Ruvaym).

Değişmeyen gerçek şudur: Cennete giden en emin yol, kurtuluşa açık en güvenilir kapı tevbe olmaktadır. Bu nükte bir hadiste şöyle verilmiştir: “Cennetin sekiz kapısı var­dır. Bunların yedisi kapalıdır. Yalnız bir kapı açıktır ki, o da, kıyamet kopuncaya kadar tevbe etme kapısı­dır.” (İbn Mübarek, Kitâb ez-Zühd, 368)

Bu demektir ki, cennete açılan kapıların hepsi kapanabi­lir ama, tevbe kapısı asla kapanmaz.

Tevbe zamana, özellikle geçmişe mahkûm olmadığımızı gösterir. Mevlâna: “Geçmiş ve gelecek perdelerdir” diyor. Bu perdelerin arkasını görebilmek için tevbeye sarılmalı. Tevbe, noksanları, yanılmaları basamak yaparak ileri atılmamızı sağlar. Noksanların tekrar edilmeyeceğine karar vermek tevbeden dir; fakat geçmişimizin pençesinde mahpus kalmak tevbe değildir. Geçmişimizin muhasebesini yapmak hüner­dir; fakat bununl^ oyalanarak bulunduğumuz anı değerlen­dirmemek tevbe sırrına aykırıdır. Bu noktaya ışık tutarken Cüneyd el-Bağdadî, “Tevbe günahı unutmaktır” diyor. Ha­diste: “Tevbe eden hiç günah işlememiş gibidir” buyurulması da bunu gösterir.

Nasıl oluyor da tevbe geçmişin bütün günah ve eksikleri­ni siliyor?

Bu sorunun cevabı, evrende ve ferdin dünyasında adale* tin hüküm sürmediği gerçeğine oturur. Ne demektir bu? Ge­rek makrodan mikroya gelişte (kâinat, toplum, fert), gerekse mikrodan makroya gidişte (fert, toplum, kâinat) adalet yal­nız toplum dünyasında vardır. Ne evrende, ne de bireysel âlemde adalet gerçekleştirilemez, gerçekleştirmeye yönelik bir düzen de kurmamıştır Yaratıcı. Adaletin hem istendiği, hem de gerçekleştirilebileceği tek âlem toplum âlemidir. Öte­ki iki dünyada adaletin yerini bazen lütuf ve merhamet, ba­zen de kahır ve gazap almaktadır.

Tevbe bu âlemlerin hangisinde veya hangilerinde yer alır? Tevbenin iki kutbu vardır: Makro uç, mikro uç. Yani bir kutupta Allah, öteki kutupta insan. O halde tevbe, adale­tin işlemediği iki dünya arasında oluşan bir keyfiyettir ve bunun için de günahın büyüklüğü tevbeyi iş göremez hale ge­tiremez. Bu gerçekten çıkan bir başka netice de şudur: Orta âlem olan toplumda tevbe, af ve lütuf değil, adalet ve kısas hâkim olmalıdır, kısmen de hâkimdir. O halde, orta âleme ilişkin haklan yerine getirip, onun aleyhine işlenen suçların takibinden kurtulmak afla değil ödemeyle mümkün olacak­tır.

Bu inceliğin dayandığı evrensel ilke ne olabilir? Bu esas bizce şudur: Affetmek yetkisi, hak sahibinindir. Tevbe nin affettireceği günah da bir hakkı zedelemiştir. Bu hak Al­lah’ın hakkıdır. Tevbe. Allah haklarından doğan günahlann affına yarar. İnsan hayatında bu af yoluna, sadece bireysel hakların ihlâli durumunda başvurulabilir. Fakat unutulma­malı ki bu halde dahi affetme yetkisi hakkın sahibine aittir. Nasıl ki toplumun hakkını ferde affettiremeyiz, aynen öyle de ferdin hakkını topluma affettiremeyiz. Bu iki benük sade­ce kendi haklarını af yetkisine sahiptirler.

Tevbe düşüp kalktığımızı, bu da gelişmekte olduğumuzu gösterir. Günah ve tevbe tekâmülün en esaslı belirtileridir. Günahsız ve tevbesiz insan kemâle eremez. Bunun içindir ki Muhyiddin İbn Arabi (638/1240) şöyle diyor: “Günah ile ir­tibatını kesen iman kemâle eremezBir hadîs-i şerif ise ay­nen şöyledir: “Eğer günah işlemeseydiniz, Allah sizi yok eder ve yerinize günah işleyip O ndan af dileyen bir kavim getirir­di.” Bir şey ki seni, Rabbinin önünde gözyaşı dökmeye, niyaz ile ağlamaya sevk eder, o şeye en üstün ibadet gözüyle bak­mamayı nasıl düşünürsün? Allah dostlannın, günahlar yü­zünden boyun büküp ağlamayı, ibadet çokluğuna güvenmeye tercih edişleri bundandır. Avn. b. Abdullah şöyle diyor: “Tevbe edenlerle oturup kalkın. Çünkü Allah’ın rahmeti yal­nız onlara yakındır. Öyle zamanlar olur ki kul, işlediği bir günah yüzünden kaygılanır da o günah onun için birçok iyilikten daha kıymetli hale gelir.”

Tevbe başlıbaşına bir ibadettir, demiştik. Bu noktaya İs­lam bilginlerinin çoğu tarafından değinilmiştir. Râgıb el- Isfahânî (502/1108) bunlardan biridir. Müfredât adındaki şaheserinde şöyle der: “Tevbe, günahı terk etmenin en güzel yoludur. Çünkü tevbe, özür beyan etmenin en etkili şeklidir Özür dilemek üç şekilde olur: 1. Özür dileyen suçu işlemedi­ğini söyler, 2. Suçu filân sebep yüzünden işlediğini beyan eder, 3. “Suçluyum, kötülük yaptım, fakat vazgeçiyorum” der. İşte bu son şekil, tevbedir.” “Her insan hata sahibidir. Hata sahiplerinin en hayırlılan ise çok çok tevbe edenlerdir.”

Tevbe edenin Allah’ın sevgisine layık olacağı. Kur an ve hadiste ısrarla belirtilmiştir ki bu bile tevbenin büyük bir ni­met olduğunu göstermeye yeter. Örnek verelim: “Allah hem çok tevbe edenleri sever, hem de çok temizlenenleri sever.” (Bakara, 222; Sad, 30, 44)

Tevbe, öncelikle, psikolojik bir olay, bir iç tecrübedir. Ke­limelerin tevbede fazla önemi yoktur; o, bir şuur hali, bir iç değişme, bir iç oluştur.

Tevbe, hazırlayıcı aşamalardan geçerek esas noktasına ulaşır ve ondan sonra kendisinden bekleneni vermeye başlar. Bu neticelerin en ileri meyvesi, Allah’ın, kulun gönlünde il­ham ve keşif olarak tecelli etmesidir. En günahkâr kul bile tevbe yolunu izleyerek Allah ın ilhamını alacak hale gelebilir. Hatta günahın büyük oluşu ondan dönenin tevbesindeki bü­yüklüğe esas teşkil ettiğinden, böyleleri, tevbelerinden sonra çok ileri makamlara yükselirler. Nitekim büyük İslam velile­rinin bazıları hayatlarının başında büyük günahkârlardı. Bütün mesele bataklıkta kalmakta ısrar etmemektir. Böyle olursa, bataklığı denemiş olmak ileriki mücadelemiz­de, orayı denemeyenlere göre çok daha başanh kılacaktır bi­zi…

 

Bir önceki yazımız olan İstihare Namazı Kılınışı başlıklı makalemizde İstihare Duası, İstihare Namazı ve Namaz hakkında bilgiler verilmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

hediye
Facebook
Twitter
Güzellik Sırları,Saç Güzellik Sırları,Cilt
Güzellik Sırları,Makyaj Güzellik Sırları,Moda
Güzellik Sırları,Estetik Güzellik Sırları,Zayıflama

Dua / Katagoriler

Kısmet Açılması Duası
Dua / Etiketler
Dua,Dualar
Arşivler
Logo
Email
RSS
Gplus
twitter
Facebook
bocek ajans