Cennet ve Cehennem

yorumsuz
825 views

Cennet ve Cehennemle ilgili neler söylenebilir?

Cennetin esası dünya hayatında iyi ameller yapanların mükâfatlandınlacağı; cehenneminki ise kötü amel sahiplerinin cezalandırılacağına inanmaktır. Bu ödül ve cezanın nasıllığı, mahiyeti, hedefi vs. gibi hususlar semboliktir. Biz bunlar hak­kında sembolik bir takım şeyler söylemekle birlikte kesin açık­lamalar yapma imkânına sahip değiliz. Kuran bu konularda bi­zim ancak benzetmeler yapabileceğimizi, bu konuda bize veri­len bilgilerin temsilî olduğunu açıkça söylemektedir, (bk. Baka­ra, 25; Muhammed,15). Büyük sahabi İbn Abbas bu konuda en güzel sözü söylemiştir: “Oradaki hiç bir şey bu dünya­da olan bir şeye, isminden başka hiç bir hususta benzeyemez.”

Cennet ve Cehennem

Kısacası, cennet-cehennem konusunun sembolik yanı çok tartışılmıştır. En önemli sorulardan biri şudur: Cennetle ce­hennem mekânlar mıdır, yoksa haller mi? Çağımızın en büyük İslam düşünürü kabul edilen Muhammed İkbal (ölm. 1938)’in ve Türk müfessiri Ömer Rıza Doğrul un da dahil olduğu bir grup büyük düşünür, cennet ve cehennemi mekânlar değil, hal­ler olarak kabul ederler.

Bu konuda geniş ve değerli açıklamaları İkbalin ırRecons- truction of Religious Thought” adlı şaheseri ile Ömer Rı- za’nın, biraz önce anılan tefsirinin giriş kısmında bulmak mü- kündür.

Üzerinde olduğumuz konuyla ilgili ikinci temel soru şudur: Cehennem azabı ebedî midir?

Bu soruya, bazı bilginler ’”hayır” demektedir. Bu görüşü sa­vunan akımın en büyük ismi Muhyiddîn İbn Arabî (ölm. 638/1240)dir.

Cennet-cehennem konusunun bir önemli sorusu da şudur: Cehennem, Allah’ın kullandığı bir intikam aracı mıdır, yoksa bir terbiye ve tekâmül aracı mı? Bu sorunun cevabında da düşünürler ikiye ayrılmışlardır: Bir kısmına göre cehennem yalmz bir intikam aracıdır. Hemen tamamım sufî’lerin oluşturduğu büyük çoğunluğa göre cehen­nem bir ıslah ve tekâmül aracıdır. Ve sonuç olarak da Allah’ın rahmetinin bir işleyişidir. Oysaki birinci gruba göre cehennem Allah’ın gazabının bir tecellisidir.

Biz burada şöyle düşünmeyi Kuranın tavır ve tarzına da­ha uygun bulmaktayız: Allah’ın gazabının tecellisi olan ebedî bir cehennem, Kuranın tanıttığı ulûhiyete yakışmamaktadır. Çünkü Kuran, Allah’ın rahmetinin gazabım örttüğünü ve rah­metinin her şeyi çepeçevre kuşattığım açıkça söylüyor. Bu va­sıflan taşıyan bir Allah’ın şanı ile, intikam aracı olarak kullanı­lan sonsuz bir azabı yanyana getirmek, her şeyden önce Kuranın kabul etmeyeceği bir çelişkidir.

Cehennemin aynı anda tekâmül-terbiye ve intikam aracı olarak kullanılmasında ne hayat realitesi ne de Kuranın yak­laşımı açısından bir tutarsızlık vardır. Gerçekten de Kuran ce­hennemi bu iki hedefin gerçekleşmesine hizmet eden bir araç olarak gösteriyor.

Unutmamak gerekir ki, rahmetin hâkim ve gâlip olması, intikam ve azabın yokluğunu değil sınırlı olmasını gerektirir. Allah’ın isimlerinden biri de el-Müntakim (intikam alan) dir.

Cehennem meselesini noktalamadan önce Ömer Rıza Doğrul’un düşündürücü bir açıklamasını, andığımız tefsirinin giriş kısmından aktarmak istiyoruz:

“Cennet nasıl nihayetsiz ruhsal yükselmeler makamı ise cehennem azabından maksat da, işkence değil, fakat insanı te- mizlemek, onu ruhsal yükselmeye lâyık bir hale getirmektir. Cehennem, bu hayatta kendilerine bahşolunan fırsatı kaybe­den insanların, ezelî kanuna uyarak yaptıklannın karşılığını görmelerini ve bu sayede kendi elleriyle ruhlannı dûçar ettikle­ri ruhsal hastalıklardan kurtulmalarını ifade eder. Onun için Kur’an cennet ile cehennem arasında fark gözetir ve birincinin nihayetsiz olduğunu söylerken ötekinin nihayet bulacağına işa­ret eder.

Cennet ve Cehennem

Cehennem hayatı da, bu dünyadan başlar. Kur’an bu esası ifade ederken cezanın bir tür tedavi olduğunu gösterir.

«Sizden evvel nice ümmetlere de Peygamberler gönderdik,

o ümmetleri varlığa ve sıkıntıya uğrattık ki, yola gelsinler.» (Enam, 42) Bundan anlaşılıyor ki, cezadan murat, yola gelmek, uyanmak ve daha yüksek hayata kavuşmaktır.

Cehennem cezasımn hedefi budur. Kur’an Allah’ın rahmet sıfatına en büyük önemi vermekle, bütün mahlûkatın İlahî rah­metten istifade için yaratıldıklarım söylemekle nihayet hepsi­nin bu hususta birleşeceklerine işaret eder. Bu da daha yüksek hayatın yaşanıldığı zaman mümkün olur. Cehennem’in, bü­tün dehşetiyle beraber günahkârlar için mevlâ (Hadîd, 15) ya­ni dost ve ümm (Kaaria, 9) yani ana olduğu söylenir. Bununla cehennemin âsi ve günahkârları temizliyeceği, ateş altım nasıl temizlerse ölüm sonrası ateşin de ruhları kirlerden, paslardan temizleyeceği anlaşılıyor. Bundan dolayıdır ki, cehennem âsiler ve günahkârların dostudur. Onlar, onun sayesinde, ruhsal yük­sekliğe liyakat kazanacaklardır. Bu günahkârlar, cehennemin sinesinde yeniden yetişecekleri için cehennem onların anaları oluyor.

Günahkârlar, cehennemden kurtulacaklardır. Gerçi Kur’anda üç defa cehennemde ebedî kalmaktan da bahsedilir. Fakat ebediyet uzun müddeti ifade eder.

Kur’an’ın 78. suresinde bunların cehennemde «Ahkâb » yani seneler, uzun seneler kalacağı söylenmekle bu nokta açık­lanmış oluyor. Sonra cehennemde ne kadar kalınacağından bahsedilirken «Ahkâb » yani seneler, açıklanmış oluyor, (bk.ayet, 23) Cehennemde ne kadar kalınacağından bahsedilirken «Allah’ın dilediği kadar » denilmekle de yine bu nokta izah edilmektedir. Kuranda deniliyor ki:

«Bedbaht olanlara gelince onlar ateştedirler. Onlar orada içlerini çeker ve inlerler. Orada göklerle yerin devamı müdde- tince kalırlar, Rabbın dileği başka. Rabbm, dilediğini kudretle yapar.» (Hûd, 106-108)

Bu ayetler cehennem azabının sürekli olmadığını gösteri­yor. Bu son ayeti onu takip eden ayetle karşılaştırdığımız tak­dirde bu cihet daha fazla açıklığa kavuşur.

«Bahtiyar olanlara gelince onlar da cennettedirler. Orada gökler ve yer durdukça daim olurlar. Rabbımn dilediği müstes­na. Bu, ardı kesilmiyen lütufdur. »

İki ifade birbirinin aynıdır. Cennettekiler de, cehennemde- kiler de arzın ve göklerin devamı müddetince yurtlarında kala­caklar. Sonra bu iki ayetin ikisine de birer istisna ilâve olunu­yor. Fakat sonuncu ayetler değişiyor ve cennetten çıkmak ihti­malini toptan bertaraf etmek için, onun ardı kesilmez bir lütuf olduğu beyan ediliyor. Cehennem bahsinde ise en nihayet: «Çünkü Rabbm, dilediğini kudretle yapar. » deniliyor.

Cehennem, Kur’an’da yedi isim ile anılır. Onun için bazıla­rı cehennemin yedi kat olduğunu söylerler. Bu kelimelerin en çok kullanılanı Cehennem’dir. Kelimenin aslı, büyük derinlik mânasını ifade eder. Sonra cehennem mânasında Cahîm kul­lanılır ki, kelimenin aslı şiddetli ateş demektir. Yine aynı mânada kullanılan Sa’îr, ateş yakmak mânasında olan sa’r ke­limesinden türemiştir. Cehennem mânasındaki Sekar kelime­si haşlayıcı hararet demektir. Hatme kelimesi mahvedici de­mektir. Hâviye, gayya yani dibi görünmeyen demektir.

Kur’an, günahkârların azabından bahsederken nar, yani ateş kelimesini kullanır. Fenalık yapanların bu dünyada duy- duklan ruhî azaplar ve fikrî ıstıraplar âhiret hayatında başka bir şekil almakta, ateşte cayır cayır yanmak şeklinde belirmek­tedir. Süflî ihtiraslar insanların necip hareketlerde bulunması­na mâni olur ve onun ruhanî uyanışını geciktirir. Bunlar yarın âhirette dibi görünmiyen bir uçurum, içi müthiş ateşlerle kay­nayan bir fırın gibi görünür ve süflî arzular yüzünden fenalık edenler oraya düşerler. Bundan dolayıdır ki, Kuranda, yapılan fenalık yüzünden duyulan şiddetli teessür ve pişmanlıklara de «ateş » denilir. (Meryem, 39) Bu yüzden kıyamet gününe piş­manlık günü de denilir. Bazen âhiret azabı Allah’ın huzuruna çıkmaktan mahrum kalmak, bazen kıyamet günü rüsva olmak kelimeleriyle ifade olunmaktadır. Cennette güneş veya şiddetli soğuk bulunmadığı halde cehennemde kaynar sular ve zehir gi­bi soğuk sular vardır. Ve bunlar işlenen günahların tam karşılı­ğıdır.” (bk. Doğrul, Tanrı Buyruğu, Giriş Kısmı, CLXXVIII- CLXXXIII)

Sosyal Medyada Paylaş Facebook Twitter Google+

Etiketler:
Eklenme Tarihi: 3 Mayıs 2013

Facebook Yorumları

Konu hakkında yorumunuzu yazın