Büyük Günahlar Vızr

yorumsuz
309 views

VIZR (Günah, vebal, ağırlık, suç, kayıp)

Kuranın günah kavramını karşılamak için kullandığı kelimelerden biridir.

Vizr (çoğulu; evzâr), sığınılan dağ geçidi, oyuk, kovuk anlamındaki vezr ile aynı kökten olup günah, yük, borç an­lamlarında kullanılır. Kur’an da bu kelimeyi aynı anlamlar­da, bazen de sorumluluk anlamında kullanır.

Vizri yüklenene vezir, vizri işleyene vâzir ve vâzire de­nir. Kral veya sultanın yükünü yüklendiği, sorumluluğunu taşıdığı için padişah yardımcısına da vezir denmiştir. Bu işi yüklenen kuruma da, vizâret veya vezâret denir.

Kur’an, vezir kelimesini yardımcı anlamında kullanmış­tır: “Musa dedi ki: Rabbim… bana, ailem içinden bir vezir (yardımcı) tayin et. Kardeşim Harun’u tayin et. Onunla sırtı­mı güçlendir ve onu işime ortak kıl. Böyle yap ki seni çok çok teşbih edelim, çok çok analım.” (Taha, 29-32; aynca bk. Fur- kan,35)

Vizr ve türevleri 20 küsur yerde geçer.

Kur’an, günah ve sorumluluk konusunun en önemli prensiplerinden bir kısmını vizr kavramını kullanarak sun­maktadır. Bu prensiplerin başında gelen ve Kur’an tarafın­dan aynı ifadeyle birkaç yerde tekrarlanan evrensel ilke şu­dur:

“Hiçbir günahkâr veya sorumlu, bir başkasının gü- nahmı-yükünü yüklenmez.”(Enam, 164; İsra, 15; Faatır, 18; Zümer, 7; Necm, 38)

Ancak, Kur an, başkalarını günaha, kötülüğe itenlerin, günahın faillerinin suçlarına ortak olduklarını da bir yaradı­lış kanunu olarak tesbit eder; Hz. Peygamber bu ilkeyi açık.larken şöyle diyor: “Kötü bir yol açan kişi hem kendi kö­tülüğünü, hem de o yoldan gidenlerin vizrini üstlenecektir.” (bk. Râgıb, vizr md.) Bu tür bir ortaklıktan doğan vizr ise, en kötü vizrdir. Ve bu türün en kötüsü de bilgisiz insanların saptırılması, veya insanların bilgisizlik yüzünden saptırıl­masıdır. Bu ilkenin dayanağı olan Nahl suresi 25. ayetin cümle yapısı, işaret ettiğimiz iki anlamı da vermektedir. Ve anlaşılmaktadır ki, bilgisizliği sömürmek kadar, bilgisiz­lerin, ehil olmadıkları işlere elkoymaları da felakettir.

Değindiğimiz temel ilkenin fıkıh sistemi bünyesindeki ifadeye konuluşu şöyledir: “Ukubâtta niyabet câiz olmaz.” Bunun açık anlamı şudur: Bir kimsenin hak ettiği cezayı, ve­kaleten bir başkası çekemez, veya bir kimsenin hakettiği ce­za, bir başkasına çektirilemez.

Büyük Günahlar Vızr

Bunun bir sonucu da şudur: Suç ve günahta veraset ve intikal söz konusu değildir. Böyle olunca şunu söyle­mek borcundayız: Kur’an, redemption (birinin veya bilileri­nin suçunu bir başkasının çektiği ceza veya ıstırapla ödeme­si) kabul etmez. Hıristiyanlıktaki, Hz. İsa’nın, insanlığın asırlık günahlarını bağışlatmak için çarmıha gerildiğini ka­bulün Kur an dan onay alması mümkün olmaz. Nebiler, çek­tikleri ıstıraplar karşılığında yücelir, İlahî huzurda derece ve mükafat alırlar. Onlar, hiç kimsenin günahını ortadan kal­dırmak gibi bir görev üstlenmiş değillerdir.

Suçun cezasını, suçun bizzat failine çektirmek adaletin en hayatî boyutlarından biridir. Bu bakımdan, Kur’an, Hz. Âdem’in zellesinin kendisinden sonraki insanların sırtına bir kambur gibi sürekli intikal ettiği yolundaki Hıristiyanî zelle-i asliye (original sin) anlayışını reddeder. Âdem’in zel- lesi kendinedir; ne var ki Allah onu bağışlamış ve defter ora­da kapanmıştır. Kur an, bütün insanlığı, sürekli bir kambur­la dolaşan, yüzleri kara, kaderleri bir suçluluk psikozunun elinde sürüler olarak görmez. (Daha geniş bilgi için bk. KTK. Vizr md.)

Sosyal Medyada Paylaş Facebook Twitter Google+

Etiketler:
Eklenme Tarihi: 4 Nisan 2013

Facebook Yorumları

Konu hakkında yorumunuzu yazın