Ayetler Fatiha 1,2

yorumsuz
461 views

FATİHA-1,2

Her türlü övgü ve övülme alemlerin bakıp gözeteni ve ter­biye edicisi Allah’a mahsustur. O acıyan ve esirgeyendir.

Allah:

Rab, yaratıcı, mutlak kudret. Kökü, dil kaynağı ve türeyişi hiçbir dil kalıp ve gramer kurallarına uymayan özel zat ismi. Tevhidin tek ve ana kaynağıdır. O kainat ve alemler­de kafa ve gönül gözü ile (basiret) görebildiğimiz, sezebildiği­miz, algılayıp kavrayabildiğimiz, bu gün için bizce bilinemeyen aslında mevcut olan sayısız, sonsuz ve sınırsız her türlü varlığın içine giren veya süzülebilen ve bu suretle i- çinde, yapısı ve yaratılışında var olan tek ve benzersiz varlık­tır.

O’na karşı hiçbir engel ve direnç düşünülemez. Varlık, eşya, cisim ve maddenin zaman ve mekanla sınırlı kalmayarak hangi ve nasıl bir özellik ve niteliği bulunursa bulunsun O’nun geçme ve geçirme kudretine, içiçe hayat bulmasına kendisinden başka hiçbir şey ve güç mani olamaz. İnsanların dilinde bunun adı “gerçek”tir. Kur’an’ın beyanı ile “Hak”tır. Bütün bu yalınlık ve açıklığa rağmen görünürde onu (gerçek, hak) inkar, bozma, yalanlama, örtme, saklama ve çarpıtma söz konusudur. Ne yazıktır ki böyle bir kalkışmaya şeytanın aldat ma ve ayartmasına kucak açıp alet olan sadece biz zavallı in­sanlar cüret ederiz, ediyoruz.

Yukarıda belirtilen iki ayette dört ana unsur vardır. Rah­man, rahim, rab ve hamd sıfatlarıdır ki; en güzel isim ve sıfat­lan (Esmaül-hüsna) kendisinde toplamış yüce yaratıcının en önemli ve başlıca sıfatlarını teşkil eder. Teker teker ele alıp i- zahına çalışalım.

1-Rahman:

Rahmeti bol ve sonsuz olan demektir. Görül­düğü gibi rahman sıfatı rahmet sıfatından türemedir. Kök ke­lime rhm’dır. Rahmet sözcüğünün Türkçe’de esirgemek, bağışlamak, acımak, lütufta bulunmak, nimetlendirmek, koru­mak, sevmek, şefkatli davranmak ve affetmek gibi çeşitli an­lamları vardır.

Hülasa iyi, güzel ve hayırlı ve yararlı olarak ne varsa yüce Tanrıcının onları kullarının istifade ve kullanımına sunmasıdır. Daha net olarak söylersek hepsinin “acımak” söz­cüğü bünyesinde billûrlaştığı, öz haline geldiğidir. Acıma, a- cımak ise bir kimsenin veya bir varlığın herhangi bir sebeple bir şeyden zarar görmemesini, olumsuz etkilenmemesini iste­mek. dilemek, temenni etmek duygusudur.

Eylemden ziyade niyet içerir. Bu bağlamda Allah tekmil yarattıklarına karşı dil, din, ırk, cins, renk, zaman ve mekan farkı gözetmeden ayırım­sız sürekli bir (acıma) duygusu içersindedir. Bu onun vazgeç­mediği, geçemediği bir özelliğidir. Önemli olan biz insanların Allah’ın bu sonsuz nimetine layık olup O’nuıı hoşnutluğunu kazanmaktır, ü’ııun acıma kanatlan bir şeklide kalktığında ne hale düşebileceğimizi bir düşünelim.

2-Rahim:

Sözlük anlamı yine rahmanda olduğu üzere kö­kü rahmet sözcüğünden türeme olup her türlü dış etki, zarar ve tehlikeye karşı korunaklı, muhafazalı ve güvenlikli bir yer ve­ya düzenek demektir. Burada acımada olduğu gibi bir niyet beslemekten öte eylem söz konusudur. Hareket ve aksiyona geçilme vardır. Acımadan doğan yükümlülüğün ivme ve işler­lik kazanması ile niyetin tamamlanması gerekir. İşte gelinen bu aşamanın adım rahim, Türkçe karşılığı “esirgeme, esirge­mek” olarak anlam verebiliriz. Rahim yani esirgeme, rahman yani acımadan sonra gelen tamamlayıcı sıfattır. Birbaşka gün­cel deyişle birine, bir kimse veya varlığa acıdığımızda orada esirgeme devreye girer. Bu kendiliğinden, duyduğumuz duy­gunun harekete ve eyleme geçmesi demektir.

Açıkçası esirge­menin acıma neticesi zuhur etmesidir. Eğer yüce Allah bir kimseye veya varlığa, rahman sıfatım uygun görmeyip çekip kaldırmışsa o kimse veya varlığı fiilen koruma ve himaye al­tına alması yani esirgemesi mümkün değildir. Rahman varsa rahim de vardır. Bir kısım yorumcuların iddia ettikleri gibi fi­lan kimlik sahiplerine veya falan ümmetlere gerek bu dünya­da ve gerekse sonsuzluk aleminde onlara ayrıcalık tanıyacağını veya iltimas geçeceğini ileri sürmek büyük bir yanılgıdır, avuntudur.

Şurasını kesin olarak belirtelim ki; Al­lah’ın acımasına şu veya bu nedenle mazhar olmuş, bir şekil­de güven ve rızasını kazanmış bila istisna herkes O’nun esirgeyeceği kanatlarının altındadır. Ancak, bu garantinin sa­hiplendikleri derece ve mükemmeliyet ile doğru orantılı ola­cağının bilinmesi gerekir. Gerekli olgunluk ve güzelliğe ulaşmanın sırrı ise Kur’an’a endekslidir. O’nun tüm öneri, öğüt, uyarı ve emirlerine eksiksiz uyum göstermek ve uygulu- mak gerekir ki; başarı ve mükemmelliğe varılabilsin.

3-Rab:

Allah’ın sıfatlarından biri olup bakan, gözeten ve terbiye eden anlamındadır. Bu bağlamda O, belli bir mekan ve coğrafyada değil yaratılan tüm varlık ve alemleri kucaklar, kapsar ve kaplar. Onların Rabbidir. Bıı sıfatı ile hiçbir varlık ve alem O’nun koruyucu, gözetici ve terbiye edici kanatları­nın dışında ve ayrık düşünülemez.

Fatiha süresi 7 ayetten ibarettir. Biz sadece baştan iki aye­ti ele aldık. Fatiha; sözlük anlamı olarak açan, açılış yapan, başlangıç ve başlatan demektir. Bu süre aynı zamanda Kur’an özeti olarak da algılanır. Her ayet ve ayetlerdeki sözcük ve kavramları derinlemesine inceleyip yorumladığımızda bizi sü­relere ve onların toplamı olan Kur an’ın bütünlüğüne ulaştırır. Bu sure bir şekilde diğer surelerin aslını, esasını belirleyen kaynak, kök ve tohum gibidir. O, ayrıntılarında söylediği, ifa­deye koyduğu gerek bu dünya ve gerekse sonsuzluk dünyası­na dair sayısız hikmetleri, amel ile hükümleri, amaç ve manaları edebi ve mucizevi bir düzenleme ile yedi ayet içine sıkıştırıp toplayan eşsiz bir örnek metindir. Onun içindir ki her namaz, dua ve ibadetimizde fatiha suresini okuruz. Esasen bu bir zorunluluk olarak görülmelidir. Bunu “hicr” suresinin 30ncu ayeti “andolsun ki; biz sana tekrarlanan 7 ayet indirdik ve büyük/yüce Kur’an’ı verdik.” demekle bu husus teyid edil­mektedir. Tekrarlanan 7 ayetî “fatiha” suresidir. Buradaki amaçta, kulların da bu sureyi fırsat bulup elverdiği ölçüde tekrarlama önerisi yatmaktadır. îşte böyle bir surenin başına ve ilkten “hamd” kelimesi yerleştirilmiştir. Allah, alemlerine hitaba başlarken seçtiği ilk sözcüktür. Bu hali ile o, fatiha su­resinin ışık saçan tacıdır. Bir başka deyişle başlangıcın ilkidir.

Bıı anlamlı kavramı ayrıntılı olarak aşağıda bilginize su­nuyoruz.

4-Hamd:

İsteğe bağlı yapılan bir güzellik, iyilik ve nime­tin başlangıç noktası, kaynağı ve sahibi olan güç karşısında gönül açıklığı ile içten olarak o seçkin değerlerin malikine, yaratıcısına, en geniş ve kapsamlı anlamda duyulan saygı olup bunu övgü ve yüceltme duyguları ile anmaktır.

En güzel isim sıfattır. Yüce Allah’ın zat (özel) ismi ile özdeşleşip kaynaşan, erişilip tartışılmayacak, yeri doldurulmayacak bir kavramdır. Kalbi ve hissi olmayıp bizzat eyleme konu olarak dille yapıl­ması gereken bir övgü sözüdür. Bir bölümü medih (methet­mek) ve diğer bölümü şükür ile birieşen bir övgü olan hamd bir çeşit övmek veya övülmek, iyi bir övüş veya övülüş, güzel bir övücü veya övülen olmak anlamlarını içeren güzel ve öne­mi küçümsenmeyecek bir sözdür.

Arapça bir kelime olarak hamd bu manaların hepsini kapsar. Biz kendi dilimizde bu an­lamlan özet olarak bir çekirdekte toplarsak lıamdin iki unsur­dan birleşik olduğunu tespit ederiz. Uçtan biri öven diğeri ise övülendir. Övenin istek ve eylemi söz konusu olduğunda övü len bir görünüş, değer ve itibar kazanır. Tarafı ve hedefi olma­yan bir övme veya övüş somut ve gerçekçi değildir. Hayali ve boşa giden bir aldanıştır. Şu halde hamd yani övme ve övülme tarafları belli olan sözlü bir eylemdir.

Burada öven veya övü­cü insan ve insanlık, övülen ise herşeyin yaratıcısı, maliki/sa­hibi sıfatı ile nimet ve iyilik vericisi külli yaratıcı Allah’tır. Herkesin istekle sarılıp son ümit olarak gördüğü bütün cins, derece, çeşit ve fertleri ile o hamd, doğacak bütün değer ve so­nuçlarını kendisine toplayan Allah’a aittir. Önde ve sonda, e- zelde ve ebedde onun hakkı ve mülküdür. İnsanlar bunu kendi aralarında kullanamazlar. Hamd, sadece iyilik, güzellik ve ni­metlerin sınırsız ve sonsuz tek kaynak yüce Tanrı’ya yapıla­caktır. Onun dışında hiçbir şahıs, güç ve merciye yöneltilmeyecektir. Burada şunu önemle belirtelim ki; karşı­mızda beliren varlık ve olay, kişisel çıkar ve kaygılarımıza ters düşse bile hamd dile getirilecektir.

Öyleyse hamdde saygı ve değer verme, sevinç ve arzu manası hakim ve gerekli ola­caktır. Bu bakımdan sunulan bağış ve iyiliğin veya maddi ni­metin kişiye ulaşması onu fiilen elde etmesi mümkün olmasa dahi yukarıda izah ettiğimiz üzere hamde devam olunacaktır. Bu halde kişi gelecekte nimetin kendisine verileceğini ümit ve sevincini ilan etme mutluluğunu kazanacaktır. Önemli bir hu­sus da şudur.; lıamdin ibadetlerle sınırlı kalmayıp her şart ve şekilde söylenmesi tekrarı gerekir.

1-Hamdele:    Hamd eden, öven veya övücü kimse

2-Hamîd:    Çokça hamd edilen, çokça övgü ve övülmeye layık varlık

3-Hemidiyet:    hamd etmeye ait, ona tabi ve içinde olma, bağlı olma durumu

4-Mahmud:   Övülmeye değer olan

5-Mahmudiyet: Övülmeye, hamd edilmeye değer olmak durumu.

6-Makam-ı   mahmut. Sevgili peygamberimize vaad edi­lip onu öven durumundan övülen makamına yücelten en yük­sek şefaat mertebesi

7-Hâmid:    Müminlerin ortak bir sıfatı olup Allah’a hamd eden manasını taşır.

8-Hamid     ve mahmut gibi Ahmed ve Muhâmmed de yüce peygamberimizin mübarek isimlerinden olup görüldüğü üze­re hamd kelime kökünden gelmektedir.

Allah ne söylerse doğruyu söyler.

Kaynak:

İslam ve Hayata Dair

Sosyal Medyada Paylaş Facebook Twitter Google+

Etiketler:
Eklenme Tarihi: 3 Nisan 2013

Facebook Yorumları

Konu hakkında yorumunuzu yazın