Ayetler Bakara 245

yorumsuz
1.578 views

BAKARA-245

Kimdir o kişi ki, Allah’a güzel bir borç sunsun da Allah ona kat kat fazlasını geri ödesin. Allah hem sıkar hem açar. He­pini döndürülüp O’na götürüleceksiniz.

Ayetle geçen “karz-ı hasen” bir deyim olup Türkçe karşı­lığı, anlamı güzel borç demektir. Bu terim aşağıda bildirilen a- yetlerde aynen tekrar edilmekle beraber Hadit-11 ‘de “Allah onun karşılığını kat kat vereceğini, ayrıca ona çok değerli bir ödülün sunulacağını, yine Hadit-18’de de sadaka veren erkek ve kadınlar Allah’a güzel bir borç verenlerle ilişkilendirilerek birlikte anılmakta, böylece onların verdiklerinin kal kat arttı­rılacağını, ayrıca onlara şerefli bir ödülün verileceğini, Teğa- biin-17’de ise Allah onu sizin için katlayıvereceğini ve sizi bağışlayacağını, Allah çok ödül veren olduğu gibi cezalandır­mada acele etmeyeceğini, Miizemmil süresi 20’inci ayetin so­nuna yakın bölümünde de namaz ve zekat emirlerinin hemen ardından zikredilmekte, kendi hesabınıza hayır olarak ne ya­pıp (iyilik) gönderirseniz, onu Allah yanında daha hayırlı ve karşılık olarak daha büyük bulacağımızı, ve Maide süresi 12nci ayetin son kısmında ise yeminle “günahlarımızı örtüp bizi zemininden ırmaklar akan cennetlere sokacağına” temas edilerek “güzel borç” vermenin/sunmanın önem, yarar ve er­demleri sıralanmaktadır.

Borç: Sözlük anlamlarına baktığımızda;Birine ödenmesi gereken para ya da onun yerine geçen başka bir şey olup maddi işlemlerin karşılığıdır.

Diğeri ise birine karşı birşeyi yerine getirmek gerekli­liğini, yükümlülüğünü (vecibe) ve zorunluluğunu belirtir. Ma­nevi planda olup yapılması, yerine getirilmesi gereken bir hizmet veya ödevdir.

Verilen her borcun mutlaka bir alacaklısı vardır. O da bor­cu ya da ödüncü veren kimsedir, kurum veya kuruluştur. Mu­hatabı belli olmayan borç borç değildir. Şu halde borç iki unsurdan meydana gelir. Biri borcu veren yani alacaklı, diğe­ri ise borcu alan yani borçludur, borçlanandır.

BAKARA-245

Türkçemizdeki “ödünç” kavramı her iki tarafı kapsar ki; alınan ya da verilen anlamındadır. İleride geri verilmek yada alınmak koşulu ile çerçevelidir. Arapça karşılıkları “karz” ve “ikraz”dır. Çoğulu “ikrazat”tıı\ Aynı kökten türeme “karzen” ise borç olarak, ödiinç olarak demektir.

Latin dillerinden dilimize giren “kredi” sözcüğü de keza aynı anlamları yüklenir. Yukarıdaki beyanla­rımız ışığında genel bir tanım yaparsak borcun (karz); veren ve alan açısından birbiri ile bağıntılı olarak birinin beliren is­tek ve arzusu üzerine, verme konumunda bulunan diğer birin­den intikal eden, ayrıca taraflar arasında ortaklaşa belirlenen vade tarihinde nicelik ve niteliklerine aynen uygun olması şar­tı ile geri alınmak üzere verilen para veya para hükmünde ta­şınabilir her türlü menkul değerler ile mal veya eşya olduğu anlaşılmalıdır.

Burada önemli husus verilen söze, yapılan ant­laşmaya titizlikle uyularak borcun, borçlu/borçlanan tarafın­dan alacaklısına vade tarihini geçirmeden geri verilmesi, ödenmesidir. Vadesinden önce borcun tasfiyesinde hiçbir mahsur bulunmadığı gibi bu olgu borçlunun alacaklı nezdinde saygınlığım arttırır, güven duygusunu pekiştirir.

Allah, gözle görülüp elle tutulan ve duyularımızla tespiti mümkün olan maddi/somut bir varlık veya eşya, cisim değil­dir. O’na göreceli ve soyut bir varlık olarak inanıldığı cihetle maddi ilişki ve borç gibi her türlü alışveriş işlerimizde doğru­dan taraf almak veya taraf olmak düşünülemez. O’nun bir de­fa hiçbir şeye muhtaç olmadığı gibi en ufak bir ihtiyacı dahi bulunmadığı gerçeğini algılamamız gerekir.

Her türlü maddi gereksinimlerden ayrık/müstesna/müstağni kabul ettiğimize göre O’nda kese veya kasa bulunup oradan bize aldığım kat kat fazlası ile geri vereceğini beklemek ya da ummak boş bir hayal ve düşten başka bir şey değildir. Bu yönden başlangıç a- yetimizde de buyurulduğu üzere Allah’a güzel bir borç sunan­ların tarafı da yine insanlar ya da insanlıktır. Bunun; insanlar özgü bir davranış olduğu, kendi aralarında duydukları maddi gereksinimlerini karşılamak, bu konuda doğan sıkıntılarını ve sorunlarını çözmek için başvurmaları Alah tarafından dolaylı olarak istenilen, önerilen, teşvik ve nihayet yapılması farz kı­lman bir olguya işaret ettiği yadsınamaz.

Burada güdülen ana fikir ve amaç; Yüce Yaratıcının kullarım borç alıp-vermeye yöneltmek, yaşam ve hayatın her zaman ve zeminde düzgün gitmeyip ortaya çıkan rahatlıklarla beraber bir takım maddi, yaşamsal sıkıntılarla insanın yiizyüze kalabileceği öğüt ve u- yarısı ile gerektiğinde ve yerinde hemcinsine maddi olanak sunmayı isteklendirmek, özendirmektir. Buna riayet edenler için bekledikleri yararların kat kat fazla olacağı anılan ayet ile müjdelenmektedir.

Esasta verilmek istenen mesaj ve gösterilen nihai hedef, sosyal bir varlık olarak birlikte yaşamaya programlanan insa­nın sahip olduğu veya sahiplendiği ihtiyacının üzerinde bulu­nan taşınabilir maddi birikimlerinin (para, eşya, mal), yine ihtiyacı ve sıkıntısı bulunan kimselere (ki bunlar şirket, ku­rum, kuruluş ve devlet gibi tüzel kişiler de olabilir.) onların ta­lepleri halinde ve ayrıca kullanacakları yer ‘ve konu dışına çıkmamak kaydı ile aktarılıp teslim edilmesidir. Borç alana yani borçluya ulaşması ile işlem kesinlik kazanır. Burada, in­sanlar arası maddi birikimlerin dağılım ve paylaşımında bir denge ve adalet gözetilmesinden öte, duran, hareketsiz bir du­rum arzeden, sermaye, kapital veya onların karşılığı taşınabi­lir serveti atıl bir halden çıkarıp işe yarar bir hale, fayda, değer ve ürün üretecek bir ortama yönlendirme söz konusudur. Böy- lece, para ve sermaye durağan halinden sıyrılıp toplum içinde sayısız ve değişik değerler, yararlar üreten hareketli bir meka­nizmanın asli unsurları haline gelir.

Genel bir ifade ile buna yaşayabilmek için üretme ve üret­tiklerini bölüşme biçimlerini ve bu eylemlerinden doğan tüm ilişkileri kuşatan oluşuma günümüzde “ekonomi, ekonomik” faaliyetler deriz. İşte Külli Yaratıcı, indirdiği zaman üstü ev­rensel ayetleri ile insanların aralarında maddi ilişkilerinden doğan ekonomik faaliyetlerini bir düzen ve denge içinde çalış­masına doğrudan katkı yapabilecek “borç” kavramını insanlı­ğın önüne koyup yararına sunmayı gerekli görmüştür. Para, sermaye ve servetin üzerine oturulmayacak, yastık altında ve­ya başka bir yerde saklanmayacak, o daima toplum yararına dolaşıp duracaktır.

Karz veya dilimizdeki karşılığı olan ödünç, veren ile ala­nı kapsayan ortak bir sözcüktür. Başlangıç ayeti ve onu ta­mamlayan diğer ayetlerin hepsinde karz sözcüğünün sonuna “hasen” sıfatı getirilerek “karz-ı hasen” dediğimiz bir tamla­ma ortaya konmuştur. Bu birleşik deyimin Türkçe karşılığı i se en başta belirttiğimiz gibi “güzel borç” demektir. Borcu anladık da ya güzel borç ne manaya geliyor? Ardında veril mek istenen anlam veya hikmet, incelik ne olabilir? Bizim ka­nımızca “hasen” sıfatını ilave etmek süreti ile borç işlemine kapsam yönünden bir genişli ve üstünlük verilmek murad e- dilmiştir. O da nedir, ne olması gerekir? İlk düşünülmesi gere­ken borcu/ödüncü veren olarak tevdi ettiği nakdi bedelin karşısındakinin sıkıntısını bertaraf etmekle birlikte iyi, yararlı ve hayırlı bir iş için kullanılacağını bilmesi ve süresi doldu­ğunda aynen, hiç bir zarara uğramadan geri döneceği beklen­tisidir. O beklentinin olumlu bir sonuçla noktalanması, borç verenin yani alacaklının hem yasal ve hem de ahlaki hakkıdır.

İkinci düşünülmesi gereken borcu alan yani borçlunun durumu ve konumudur. Borçlu aldığı nakdi kıymeti önceden belirttiği konu ve alan içinde kullanmaya özen gösterecek, bu husus her an verenin bilgi ve denetimine açık olacaktır. Bun­dan ayrı olarak da borçlu, aldığı mal ve eşya ise geri verdiği tarihte ilkine göre aynı veya benzer nitelik, miktar ve kalitede olmasına dikkat edecektir. Alınan borç, para ya da para yerine geçen menkul kıymetlerden ise borçlu geri verdiği tarihteki o nakdi kıymetin satmalına değer ve gücüne göre hesaplayarak ödemede bulunacaktır. Yani iki vade arasında paranın satın al­ma gücündeki değişiklikler alacaklıyı hiçbir şekilde mağdur etmeyecek, onun zararına olmayacak bir hale ve yola sokula­caktır. Aksi lıaide bir tarafın zararına olan gelişme “güzel borç” vermenin anlam ve değerini sıfıra indirir.

Borcu veren kimse borcu alanı, yani borçluyu bizzat ken­di kabul ve onaylayacağı gibi sağladığı tasarruflarından/biri­kimlerinden bir kısmını veya tamamını, başkalarının ihtiyaç ve yararlarına sunmak üzeıe bir aracı ya da temsilciye emanet ederek onların vasıtası ile borçluyu seçebilir. Buradaki aracı veya temsilci, kendisinin isteklerini de göz önünde tutarak borç-aiacak ilişki ve işlemlerini asli fail gibi yürütebilir. Ara­cı ya da temsilci bir şahıs olabileceği gibi bir kuruluş, kurum ve şirket olabilir. İster özel isterse tüzel kişi olsun yaşanılan toplumda ve dönemde bunları, resmi müsaadeli ve tescilli banker, banka, finans ve kredi kuruluşları olarak isimlendire- biliriz. Bu kurumlar gerek yurtiçi ve gerekse yurtdışı konu­munda olsunlar yukarıda belirlenen kural ve beyanlarımız dışında bir tavır ve davranış içinde olmamaları gerekir. Aracı ve aracı hizmet ve gayretlerinin karşılığı olarak da sade­ce borçludan, borçlanandan olmak kaydı ile verilen paranın tamamı üzerinden belli bir oranda “komisyon ücreti” ve artı varsa tahsilat giderlerinin tamamı alınmalı, bunların haricinde bir ücret ve bedel isteğinde bulunulmamalıdır.

Aklı ermezler ile sefihlere, haksız kazanç ve haram lokma peşinde koşanlara, büyük bir aymazlıkla kendi nefislerinin/e- golarının tatminini her şeyin üstünde tutarak bir gösteriş, şata­fat ve debdebe budalalığı içinde hesapsız bir israfı yaşam biçimi olarak seçenlere borç/ödünç verilmez, verilmemelidir. Verildiği takdirde o “karz-ı hasen” yani güzel borç olmaktan çıkar. Ayrıca veren tarafa ağır bir vebal yüklendiği gibi verilen borç dahi genellikle geri dönmez. İşin mantığı gereği bu böy­le cereyan eder. Başka bir sonuç umulmamalı, beklenmemeli­dir.

Yukarıda geçen bütün anlatıları okuyucunun kendi içle­rinde tekrar tekrar süzgeçten geçirmelerini, ilave olarak birine “güzel bir borç” verme esnasında gerçek müslimlere yakışır ve yaraşır bir dikkat ve özen içinde bulunmalarını özellikle sa­lık veriyoruz. Eğer Allah’ın bu önemli emrini yerine getirdiği­mizde (ki; amacına uygun kullanılan her güzel borcun alacaklısına salimen ve eksiksiz geri döneceğinin bilinmesi dışında ekstradan/fazladan vergi, zekat, iş, aş kapısı ve hizmet olarak yaşadığımız topluma ayrıca yansıyacağım gözden uzak tutmayalım.) O’nun günahlarımızı örteceğini ve sonra bizi alt­larından ırmaklar akan cennetlerine koyacağını ümit etmek is­tiyorsanız.

Konu ile yakından ilgisi olduğuna katıldığımız Bakara su­resinin 280inci ayeti, para ve para yerine geçen değerlerin be­lirli bir vade ile alınıp verildiği borçlar hakkında önerilen düzenlemelere dairdir. Bu ayet özetle; “vade ile borç alındı­ğında onu yazı bilen işinin her bakımdan ehli, doğrulukla tanınmış kişiye yazdınlmasmı, onu yazanların miktarının azlı­ğın:! çoklusuna bakılmaksızın vade gününe kadar her şeyi ay­rıntılı bir şekilde yazmaktan üşenmemesini, bir de ayrıca borcu borçlu kimsenin söyleyip yazdırmasını, yazılanlardan hem borçlu hem de alacaklının şüpheye düşecek en ufak bir eksiklikten arınıp emin olmalarını, güven duymalarını, eğer borçlu aklı ermeyen biri yahut küçük (rüşte ermemiş) veya kendisi söyleyip yazdıramayacak durumda ise velisinin dos­doğru söyleyip yazdırmasını, yapılan ve yazılanlara iki erke­ğin şahitlik etmesini, ancak her ikisi erkek olamıyorsa o zaman doğruluğuna güvenilen bir erkek ile iki kadının şahit olmasını, kadınlardan birinin unutması halinde diğerinin hatır­latmasına imkan verilmesini, şahitlerin (kadın-erkek) çağrıl­dıklarında çağrıya uymaktan kaçınmamalarını ve bir de ne yazanlara ve ne de şahitlik edenlere bir zarar verilmemesini, eğer zarar verirlerse bunun mutlaka kendimize dokunacak bir günah olacağını, onun için de Allah’tan korkulmasını, zira her şeyi bilen Allah’ın bize bilgisi ile ışık tutup yön verdiğini” bildirmektedir.

Yukarıda borç-alacak ilişkilerine ait düzenlemeyi ayrıntı­lı bir biçimde Kur’an bize ifade etmektedir. Bu günün dünya­sında ve çağımızda bunun karşılığı “noter” veya noterlik kurumu olduğunu açık olarak tespit etmek durumundayız.

Sosyal Medyada Paylaş Facebook Twitter Google+

Etiketler:
Eklenme Tarihi: 3 Nisan 2013

Facebook Yorumları

Konu hakkında yorumunuzu yazın